
16 Aralık 2008 Salı
1 Aralık 2008 Pazartesi
"canım içmek istiyor"

Gösteri meydanını dolduran ve aralarında kafeterya ve lokanta sahiplerinin bulunduğu katılımcıların taşıdığı pankartlarda, “Yasak yüzünden kafeterya ve lokantalarımıza kilit vurma noktasına geldik”, “Bırakın rahat rahat içelim”, “Canım içmek istiyor”, “Temizliği başka şeyde arayın”, “Hipokrat yemini sigarayı kapsamaz” gibi yazılar yer aldı. Gösteriyi düzenleyen Save the Small Cafe Owners (Küçük Kafe Sahiplerini Koruma) Derneği’nin genel sekreteri Wiel Maessen, sigaranın, kafe kültürünün bir parçası olduğunu ifade ederek, Hollanda’daki kafelerin bu konuda ciddi bir mücadele verdiğini ifade etti. Son haftalarda, birçok kafe sahibi, yasağı delerek kültablalarını yeniden masaların üzerine koymaya başladı. Öyle ki, bu kafe sahiplerinin kesilen cezaları ödeyebilmesi için bir para havuzu bile oluşturuldu.
24 Kasım 2008 Pazartesi
siz saatleri
aylar birbirinin içinden yürüyebilir. ağustosta bile marta gönderme vardır. yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
günlerse bambaşka. bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
siz, saatleri yaşadınız. henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. tanığınızım.
aylar ayları açıklıyor.
saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
açıklanmayan tek şey aşk: en büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
kent yıkılıyor. sokaklar uçtan uca kazılmış. sesimiz radyasyon içinde. mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. gözlem evinde art arda mevsimler sökülür.
mahşerin ortalık yerinde size rastladık. elinizi şuramıza koydunuz.
sürgündük. göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. yanınızda göçmen olduk. bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
gerçek neydi biliyor musunuz: her şey.
yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? hayat kanıtı. birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan.
kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
saatlerle yaşadınız. düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
kızböceği de göründü. gece de uçmaya başlamış.
bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
geceyle birlikte.
gece de.
sen serpin, sen nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. benziyordunuz. aynı kişi miydiniz?
iki din var: siyah ve beyaz. gerisi?...
cemal süreya
hrant' a
sular sınırları pasaportsuz geçer
asıl azınlık yeryüzünün kendisidir
tek millet gökyüzüdür yürekli düşünüldüğünde”
küçük iskender
23 Kasım 2008 Pazar
22 Kasım 2008 Cumartesi
working class hero means:

dogar dogmaz un ufak ederler insanı
degil tüm zamanı, hiç zaman vermezler
acı o kadar büyür ki, artık hissetmezsin hiçbir şey
işçi sınıfı kahramanı olunmalı
eziyet ederler evde okulda
nefret ederler kafan çalışıyorsa, horlarlar kafan biraz kalınsa
öfkeden kudurup onların kurallarına uymayıncaya kadar
işçi sınıfı kahramanı olunmalı
20 küsür yıl eziyet edip korkuttuktan sonra
iş-güç sahibi olmanı isterler
korkuyla dolar için bir işe yaramadıgını görünce
işçi sınıfı kahramanı olunmalı
din, seks ve tv uyuşturur seni
zeki,sınıfsız,hür zannedersin kendini
hala hödük bir köylüsün bana kalırsa
işçi sınıfı kahramanı olunmalı
tepede hala boş yer olduğunu söylüyorlar
ama önce ögrenmelisin öldürürken gülümsemeyi
eger olmak istiyorsan tepedekiler gibi
işçi sınıfı kahramanı olunmalı
eğer bir kahraman olmak istersen, sadece beni takip et
eğer bir kahraman olmak istersen, sadece beni takip et
john lennon
working class hero

Till the pain is so big you feel nothing at all
19 Kasım 2008 Çarşamba
17 Kasım 2008 Pazartesi
ağartı
kaygı bağırdı gözevlerimde
günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında
günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağızlarıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından ayrılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi olduğu an
başlar ikinci artık
beygirler uzağa kayıyorlar
bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler
bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi
yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşumuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi saran etrafımızda
kelebekkanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar s
eviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakalarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarımda itişen uykulara
bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgar vardır
bir oyuncakçı vitrinin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından
oyuncak trenlerin
cezanlandırmış şekilleri
kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri
noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
o içimden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini
Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
cahit zarifoğlu
ağıt
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de.
edip cansever
lili'ciğim
Tütün dumanı kemiriyor havayı.
Oda Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi.
Anımsıyor musun
İlk kez
ardında bu pencerenin
tutkudan çıldırmışçasına
okşamıştım ellerini.
Şimdi
oturuyorsun aynı yerde,
yüreğin
demirden bir kılıf içinde.
Ve yarın
paralayan sözlerle
kovacaksın belki beni
Ve loş antrede
uzun süre
titreyişlerle sarsılan bir kol
bulamayacak
ceketteki yerini.
Çıkacağım, ezilmiş.
Fırlatacağım vücudumu sokağa.
Yabanıl
çılgın
umutsuzlukla paramparça.
Hayırg
erek yok buna,
sevgilim,
biriciğim,
gel
vedalaşalım şimdiden.
Ağır bir gülle gibi
aşkım
nereye kaçarsan kaç
asılıdır sana
nasıl olsa.
Bırak
son bir haykırışla uluyayım
horlanmışlığın acı yankısını.
Çalışmaktan
anası ağladığında öküzün
gider
salar kendini soğuk sulara.
Aşkından başka
deniz yok bana,
ve gözyaşları da
bir erinç
koparamıyor ondan.
Yorgun fil
sessizliği aradığında
yatar
kızgın kumlara saltanatla.
Aşkından başka
güneş yok bana.
Ve bilmiyorum bile
neredesin şimdi ve kiminle.
Eğer
bir başka şair olsaydı
böylesine üzdüğün,
onarırdı acısını
parayla ve ünle.
Fakat
sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı
senin sevgili adının
çınıltısından başka.
Atmayacağım
bir boşluğa kendimi,
zehir içmeyeceğim.
Ve dayayıp
şakağıma namluyu
çekmeyeceğim tetiği.
Ağzı hiçbir bıçağın
bakışların kadar senin
kesemez beni.
Yarın unutacaksın
seni taçlandırdığımı,
ve yakıp tükettiğimi
çiçeklenmiş bir ruhu
aşkla.
Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı
dağıtacak
sayfalarını kitaplarımın.
Sözlerimin kurumuş yaprakları mı
durduracak seniç
ırpınan soluğuyla.
Bırak hiç değilse
son bir sevgi dalgası sereyim
beni bırakıp giden adımlarının altına.
vladimir mayakovski
16 Kasım 2008 Pazar
üzerinden sevişmek
ileri geri konuşuluyor
ötedesin o adamın duldasında
gözkapaklarına bürünmüş adam
eli her an omuzunda
eğiliyor sigaranı yakıyor
teşekkürler sigara dumanı,
sağolasın o adam!
onunla gelmişin buraya
yüzün yandan ve uzaklarda
niçin sevmiyorsun duvar kağıtlarını
hoş belki de seviyorsun
herkes az buçuk sarhoş
herkes bir şeyler söylüyor
ama yalnız ikimizin sözcükleri
sarmaşdolaş
üzerinden sevişmek, kadınım,
sigaranın, asya'nın, omuzların,
üzerinden aile fotoğraflarının
eller nasıl duygandır nasıl yalın
iki ses, iki bakış, gelişir nasıl
tek bir cümle gibi, sözlere karşın
sivri topuklar nasıl ortasına
gömülmüştür belleksiz halıların.
cemal süreya
14 Kasım 2008 Cuma
bu olumlu
yoruldum. yanlışı görüyorum, müdahale edemiyorum. biraz takatim yok, biraz da cesaretim...en çok da cesaretim. tüketmekten yoruldum, dahası tükendiğini görmekten. yanlış bir yönde gittiğimi gördüğümde, farkettiğimde bunu, kabul etmemek için elimden geleni yapmaktan sıkıldım. kendimi kandırmaktan. kandırırken tahammül ediyor olmaktan. hiç "olmayacak" ları oldurmaya çalışmaktan, bunun için insanları allayıp pullamaktan. allayıp pulladıklarımın pas tutmuş özünün yüzeyindeki çirkin, estetikten nasibini almamış, acıma uyandıran ciladan. bunu kendime neden yapıyorum?neden izin veriyorum? kafam hep karışık...ruhumda daimi bir daralma...vazgeç...kopacağını bilidiğin halatları yakalamaya çalışmaktan , tutunmaya çalışmaktan bunlara vazgeç ! ama nasıl? beynimde patlaması gerekiyor sanırım bazı gerçeklerin. patlama ihtimali yetmiyor. bilmiyorum , aslında hiç bir şey bilmiyorum. zaman...biraz daha zaman vermeliyim kendime. inisiyatifi başka ellere bırakmalı belki biraz daha. yerine koyacak yeni bir şeyim yok. doğrusu bu. sahte ve kötü de olsa bir gedik kapalı. ama içimde hala koca bir çukur... temiz sular yükselsin kuyumda...berrak...silkinip kendime geleceğim,bitecek hepsi. acı bu...ama hazır değilim,evet değilim. farkındayım da bir yandan.bu olumlu. hayat o kadar da karışık değil. zorlaştırmanın manası yok. kaç kez daha düşebilirsin? ya da her düşüş eskisi kadar incitir mi? sanmam... biraz daha zaman. farkındayım. bu olumlu.
13 Kasım 2008 Perşembe
hastir lan!
kardaşlar.
Ve de
kız kardaşlar,
Ben gider oldum,
Gayri
Haram bana
Bu toprak damlar
Bu ağaçlar,
Bu taşlar bana.
Apat dediğin
Şişirilmiş oto lastiği
Ve bir kaç
Tahtadan ibaret
Bir saldır.
Suda yüzer.
Oğul, uşak, bir de karım
Kurt bana
Hastir çeker
Kuş bana
Yılan bana
Hastir çeker
Çiyan bana
Lan kardaş
Bu nasıl yara
Kanar heryerimden.
Döğülmüşüm
Söğülmüşüm
Koğulmuş.
Siktir çekilmişim yani
Kendi öz yurdumda.
Bir meri keklik gibi
Çeker giderim.
enver gökçe
2 Kasım 2008 Pazar
23 Ekim 2008 Perşembe
gül
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin
Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
cemal süreya
30 Eylül 2008 Salı
acıyor
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
onlar da orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
ötede beride yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
Bütün söz vermelerin tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
Kış geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar
turgut uyar
bir otel de sizin adınız
Giriniz, giriniz
Elbette, tam zamanında geldiniz
Sardunyalar sardunyalara akarken
Günler tane tane günlerimize sarkarken
İç içe geçmiş bardaklar gibi
Dış dışa geçmiş kolyeler gibi
Odalardan odalara bakışımlı
Aşk ışıklı sürahiler gibi
Günler günlerimize tane tane damlarken
Diyorum
Bir kuşluk vaktinin sarı solgun söylemiyle
Düşlerde görülen bir başkasının düşünden
Neden olmasın siz de geçiniz.
Geçiniz
Geçiniz, geçiniz
Üstelik tam zamanında geldiniz
- Az önce, biraz sonra ve şimdi -
Yani vakitlerden bir dokunma vakti
Ne güzel, hep birden çıkageldiniz.
İyi yaptınız, doğrusu çok iyi yaptınız
Siz sayın bayanlar, sayın baylar
Değil mi bundan böyle
Bir otel de sizin adınız.
edip cansever
28 Eylül 2008 Pazar
where do you go to my lovely



liliyâr
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lili'nin
Lili'nin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lili'nin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lili'nin çekip gideceği besbelli
Lili'nin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdar'dan geçeriken bulduğun mendil
Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili
Lili'nin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lili'nin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lili'nin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu
Ben konuşmasını bilmem Lili
sezai karakoç
8.10 vapuru
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun
Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar
Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var
Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.
Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar
Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var.
cemal süreya